Yaşam, herşeye rağmen… :)

Düşünüyorum da neler yaşanıyor küçücük ömürlerimizde. Bir arkadaşımın feysbuk duvarındaki bir yazı anımsattı bunu bana. Çok basit anıydı belki ama silinmiş benden.
Durup dururken bir kadehi atıp yere parçalamışım.
Sorar tabi insanlar ‘neden yaptın ki bunu??’ diye.
Cevabım : bunu hep yapmak istemiştim.

Ben biraz böyle yaşadım belli bir yaşa kadar. Deli-dolu hatta sonuna kadar hayat dolu.
Kendi çapımda aşık falan oldum. Gitar çalmayı denedim. Org çalmayı denedim. Saçımı pembeye boyattım. Birbiriyle alakasız arkadaşlarım oldu. Hiç benzemezlerdi birbirlerine. Benimle alakasız karakterde arkadaşlarım oldu. Yazdım…beğenmedim ama devam ettim. Beğendim ama sakladım paylaşmadım. Birini beğendim asla söylemedim. Beğenmedim ama iyi davrandım. Bunlar öyle aradan hatırladıklarım. Biri sorgularsa cevabım netti: yapmak istedim!!!

Öyle çılgınca şeyler olmadığı için isteklerim sorun olmadı. Sadece söylemek istediklerim sık sık başıma bela olmuştur. Genelde düşündüğümü içimde tutamamak gibi bir huyum vardır söz konusu duygusal bir şey değilse.

Şimdi düşünüyorum da arada bir yerde, bir noktada bir günde belki bir anda bıraktım ben bunu. O kız orada öylece kalakaldı. Şüphesiz yaşananlar ya da yaşanmayanlar sebep oldu buna. Devam ettim yaşamaya asla kopmadım. Ancak yaşayan o kız değil bunu bugün anladım.

Şimdi ben biraz daha tedirgin yaşar olmuşum. O öyle istedim yaptım mantığı arasıra uğruyor sadece. Ki o anlarda inanılmaz mutlu oluyorum. Tek başıma yaptığım gece yarısı yürüyüşlerim, evden çıkıp nereye gittiğimi bilmeden rastgele bir yerlere varışım, yazıp kendime sakladıklarım,… İşte bunlar gibi zaman zaman geliyor o anlar bana. Ama sonra da uçup gidiyor. Gökyüzüne bakıp farklı gezegenlerde olmayı hayal ederdim çocuksu dünyamda. O dünya da duruyor aslında. Daha temiz, daha doğru.
Doğrulukla kafayı bozmuşluğum da o kızın yanlışlara rastlayışına tekabül eder takvimde.

Sonuçta gel zaman git zaman ucundan kıyısından büyümüşüz biz de. Ve kaşla göz arasında uçan fillerimiz, pembe çimenlerimiz kaybolup gitmiş. Geçenlerde annemin kucağında abuk subuk bir şeye ağlarken sezdim o kaybolanları. Sonra nedenini düşündüm. Anlatmaya çok da gerek yok. Öyle roman karakteri falan olmasak da benzerdir ama bambaşkadır her insanın yaşamı. ‘life happened’ diyorlar ya aynen öyle hayat oldu. En sevdiğim kalıplarıdır bu ingiliz hergelelerinin. Hayat oldu azizim ve biz olduk.

Peki ne oldu? hiç bir şey olmadı. Ne olursa olsun yaşadık. Yaşayacağız da. İşte böyle bir genetik kodlamaya sahibiz. Nefes aldığın sürece yaşayacağın hiçbir şey, hiçbir kötü olay öldürmez seni. Ha evet şartlara katlanırsın.
O yüzden şu önündekinin son 3-5 dakika olduğunu da bilsen herşeye rağmen yaşamak lazım olsa gerek 🙂

dolu ve boş

İstanbul ağlıyor yine …

Çok klişedir biliyorum. Ama yağmurlu havada İstanbul’a öyle yakışıyor ki bu cümle kullanmazsam kendimi eksik hissediyorum. Bu yazının bir başlığı olmayacak. Şu aralar hayatıma başlık atamıyorum. Öyle çok olay iç içe ki!…

Üzülüyor insan. Herşeye rağmen büyüyemediğini gördüğü zaman. Sonra tekrar üzülüyor büyüdüğünü anlayınca. Öyle çok karmaşık değil aslında. İyi olan, masum kalan ve bu yüzden kötü olaylarla karşılaşan tarafınıza bakıp büyümediğinizi görüyorsunuz. Sonra yaşanan çirkinliklere bakıyorsunuz. İnsanların durum kullanmalarına, yalanlara, size göre yanlış olan şeylere… Öeef be niye büyüdük ki diye hayıflanıyorsunuz o nokta da. İşte insan kendini hem büyümüş, hem de büyüyememiş hissediyor. Üstelik aynı anda.

Bazen çok üzüldüğümüzde hani sanki ilahi bir şeyler olur. Bir anda herşeyin ötesinde buluruz kendimizi. Düşünecek herşeyi düşünmüşüzdür ya da artık daha fazla düşünemeyecek, kafa yoramayacak kadar çok düşünmüşüzdür. Sonra böyle süzülürüz, herşeye bir perde gelir. Olayların dışına, en dışına çıkarız. Sanki hem yaşayıp hem de yukarılardan bir yerlerden kendimizi yaşarken izlemek gibi. Bu anlarda berraktır hayat. Herşey ortadadır.
Ve o cümle düşer dudaklarımızdan : Akışına bırakmak lazım!

Akıyor işte…Ne kadar uğraşsak da suyun yönü değişmez bazen aksine tek bir minik parçacığın tüm akışı etkileyebildiği zamanların.

Sonbahar ya şimdi, yapraklar dökülüyor ya… İşte bir zıpır yanınız vardır yaprakları çıtırdata çıtırdata koşuşturmak isteyen. Bir de kadim, olgunluğun zirvesinde bir ihtiyar sakince oturmak ister bankta ve susmak sessizliğe… İşte böyle iki uçlu bir yaşamak. Çelişki de değil üstelik, ahenkli bir birlikteliği vardır bunların. Her ne kadar kimileri dengesizlik dese de. Herkes böyle değil mi? Bazen susarsın, bazen konuşur…Sonra koşuşturursun biri kovalarcasına, ardından bir atalet duygusu ile atarsın kendini en rahat köşeye.

Düşündüm de… Yaşadığım azıcık hayatta şunu farkettim: Sıcacık bir n’aaberin iyi geldiği kadar hiçbir şey iyi gelmemiş bize!