Mezuniyet (1)

Nasıl başlamalı bilmiyorum. Biraz ağır bir his bu. Yine bir bitiş, yine bir başlangıç. Üstelik pek çok olayla iç içe.

Öncelikle söylemeliyim artık her konuda cesurum ya da belki de vurdumduymaz. Hangisini söylemek daha doğru bilmiyorum :S

cuma günü (24 Haziran 2011) kep töreni provamız vardı. Prova diye gayet şortla falan gittiğimiz ortamda yazlıkçı gibi kaldım. Zira insanlar baya bir de prova için süslenmişlerdi. Sonra aman yok artık bir de buna da mı kasacaktık diyerek kendimi rahatlattım. Yüzümüzde hem gülümseme, hem de ayrılığın getiriyor olduğu hüzünlü hazımsız bir mayhoşluk. Herşey iç içe… Güneşin altında piştik oldukça. En büyük cesaretimin sonucu olarak bir arkadaşım beni gördüğünde yolunu değiştirdi, şaşırdım ve afalladım biraz. Oysa ona kötü hiçbir şey yapmamıştım. Komik geldi ama üzüldüm, kırıldım. Sonra tüm o topluluk. Hepsi en azından yüz olarak tanıdık. Ders paylaşmışız, hepimiz final dönemi küfretmişiz, içki aramışız yahut birbirimizden limon, tirbişon, shot bardağı istemişiz gece yarılarında. Aynı partilerde zıplamışız. Ve şimdi öylece gidiyoruz belki de çoğunu bir daha görsek de hatırlamayacağız. Aynı dili konuşmuşuz ama bitmiş artık!

Sonra Cumartesi günü gerçek kep töreni. ailelerimiz falan gelmiş. İşte çıkıyoruz şimdi bir yığın halinde kep ve cübbelerimizle. Gözlerim cuma gecesi bana trip atmış, sabah hüngür hüngür ağlamama sebep olmuş ve kırık bir moralle orada olmama sebep olan ama varolmama sebep olan ailemi arıyor… Kırgınım ama yine de özel anımda gözlerimle de olsa sarılmak için onları arıyorum. Bulamadım o yoğun kalabalıkta. Oturduğum sıra arkalara düştü diye çok küfrettim. Sonra bulduğum bir telefondan ulaştım ve öğrendim yerlerini. El salladılar bana. Kuzenlerim teyzemler falan da gelmişler sevindim, mutlu oldum. Abiciğim 2 saat için kalkmış, 24 saatte bir 24 saat nöbet tuttuğu Edirne’den hastaneden çıkmış gelmiş. Baktım olmayacak, göremeyecek diploma alışımı otobüse yetişmek için. Dedim abim gelsin merdivenlere doğru, ben ona bir sarılayım bir göreyim. Kalktım herkesin içinden umrumda olmadan. Bir sigara bulup merdivenlere yöneldim. Abimi gördüğüm anda boşaldı göz yaşlarım. Tutamadım kendimi. Dağılan eyelinerım falan gelmedi aklıma. Sonradan düzelttik tabii 🙂 Çok özlemişim…!

Sonra ismim okundu ve çıkıp aldım diplomamı. Herşeyin bitişi gibi böyle 5 yıl bir kağıt parçası için ordan oraya savrulmuşuz. 5 yıl ailem olmuş bu okul, bu yurt, arkadaşlarım. En iyi anımda, en kötü anımda, sarhoşluğun dibine vurduğumda ve farkındalığım tavan yapmışken… Özgürlüklerimizle dünya yaratmışız, kendi doğrularımızla, kendi kurallarımızla…

Ah daha yazacak o kadar çok şey var ki, buruğum biraz. Kitleniyorum. Daha sonra devam etmek istedim şimdi =)

Çekirdek mutlaka olsun! – Yasemin Pulat


Samimiyetle duygularını bu kadar güzel dile getirmek…Böyle bir şey olsa gerek.

“Birinin Kadını Olmak İstiyor Canım”

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak konuşulmamak bakılmamak hatta!
Biraz korunmak biraz şımarmak…
Birkaç çeşit yemek yapmak İstiklal Caddesi’nde sıkı sıkı elini tutmak belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek bi yerlerde, çay içmek, Pazar sabahı kahvaltısı etmek, uzun uzun sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!

Neden mi?Herkesin eli tutulmaz..

Herkesle film seyredilmez..
Herkesle çekirdek çitlenmez..
Herkesin kadını olunmaz da o yüzden!

İçinden gelmeli…
Hücrelerine kadar hissetmeli, DNA’larına kadar bilmeli insan!
Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.
Bir de şu yakın geçmiş duvarları olmasa kafa da hiç karışmaz ya olsun!
Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar…

Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!

Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajları görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!

Çalışırken düşünmek istiyorum sonra onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara… Gülümsediğim için daha çok çalışmak…

Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni hiç sevilmediğim gibi…

Biri o kadar çok sevsin ki beni hatalarımı da sevsin istiyorum! O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun! Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama korkmasın. O sorsun!

“Biliyor musun ne oldu?” ile başlayan heyecanlı cümlelerimin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası ya da işte ona benzer bir şeyler olmuştur.

Ben de her seferinde sanki bahçeyi kazmışımda hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya dinlesin işte. “Ya evet çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda…

Şimdi ben istesem İstiklal Caddesi’nde birinin elini tutup gezemem mi? İstesem benimle birlikte çekirdek çitleyip aynı anda film seyretmeyi de başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?

Şimdi ben yalnız olmak istemesem yalnız olur ve bunları da yazıyor olur muydum?
Hiç sanmam!

Birinin elini tutmakla birinin elini sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!
Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da tutmuş gibi yaparsın işte.
Ben yapmam!
Bunu zaten bilirsin.
Kimin elini tutacağını yani.
Deneyerek bulmazsın.
Sadece bilirsin.
Bilmek!
Açıklaması yok.

Ve ben elini sıkı sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal Caddesi’ne gitmeyeceğim!
Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!
Repliklerin bir anlamı yoksa kimseyle film seyretmeyeceğim.
Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!
Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz korunmak biraz şımarmak…

Çekirdek mutlaka olsun!