Sil baştan


Ben sevmem öyle şeyleri…Bağlanmaktan çok korkan bir insan olarak hemen herşeye bağlanırım çünkü. Çocukluğumda en sevdiğim bebeğim ilk alınandı. Üzerine pek çok bebek alındı, üstelik yok sıçıyor, ağlıyor efendim yemek falan yiyorlardı. Ama ben hep aklımın erdiği ilk bebeğimi severdim.

Hala içinde olduğumu ilk algıladığım arabamızı severim en çok. Plakasını bir tek onun ezbere bilirim. Satılışında çok üzüldüğümü, ve sonrasında alınan hiç bir arabanın o kadar içime sinmediğini biliyorum.

Çocuk aklımla yazdığım, kapattığım ilk günlüğüm bittiğinde de üzülmüştüm. Sanki bir şeyler kopmuştu benden. İçinde yaşadıklarım (o yaşta da bir bok yaşamıyor aslında insan ama) siliniyormuş hissi vermişti.

Sonra en kıymetli dostum hep ilk ‘anda’ dediğim oldu. Yeri bende hiç değişmedi, hiç kimseler yerini alamazdı bilirdim.

Böyle bir insanım. Taşındığımız her ev için kaybettiğim odama ağlardım. Bir şeylere alıştım mı sıkı sıkıya tutunurum sarmaşık gibi, hiç kopasım gelmez. O yüzden her yeni başlangıç aslında bir ayrılık olduğundan çok canımı yakar benim. Üzülürüm, içlenirim falan salak gibi.

Kendimi bildiğimden olsa gerek hep çekip gitmek isterim, hep yeni başlangıçlarım olsun isterim ama hiç yapamam şartlar zorlamadığı sürece. Ne zaman ki artık hayat beni zorlar o zaman bırakıp da giderim. Ya da işin içinde ya inat vardır ya da onur/gurur meselesi. O zaman da canım acır ama işte mecburiyetten der yeni bir yola çıkarım. Valizimi hazırlamak işkence gibidir, beynimdeki düşüncelerle başa çıkma kısmı da cabası.

O yüzden çıkıp da sil baştan, yok efendim bana yeni bir hayat tadı laflarla gelince kendi kendime, en çok yine kendime kızıyorum. Yaa kızım sen önce bir kullandığın eşyalardan kopmayı öğren. Senin neyine allasen yeni başlangıçlar falan diye çıldırıyorum. Sonra bir bakıyorum ki, pek çok şeyden kopmuşum, pek çok şeyi ardımda bırakmışım salya sümük. Yenilerine de şıp diye adapte olmuşum. Tamam belki öyle şıp diye değil de biraz daha uzun sürmüş. ama olmuş yani, hiç bir zaman öyle çok uzun sürmemiş afallamalarım.

İşte o zaman, hadi diyorum kalk. O hiç bilmediğin yerdeki, bilmediğin dalgalar çağırıyor seni. Güneş de doğmuş şimdi, sıcacık ortalık. Ve hafif bir rüzgar saçlarını geriye atıyor, yüzüne canlılık katarken. Elbisenin etekleri savruluyor. Gülümsüyorsun. Bekle diyorsun bilmediğin kumsallarda…Sonra o anda, uzun zamandır sıraladığım domino taşlarımdan en baştakine uzatıyorum elimi. Hazırım diyorum vakti geldi. Pıt…Sonun başlangıcı yeni bir sonun başlangıcına doğru akmaya başlıyor.
Hoşgeldin hayat.

güzel,..

Ah hayat herşeye rağmen çoook güzel yaaa!
Evime gelmişim, böyle yapılacak çok iş var. Okula dönüp eşya toplamalıyım. Laptop bulmalıyım almak için. Sonra oda yerleştirmeliyim. Kıyafetlerimi düzenlemeliyim falan. Yapılacak pek çok şey var. Tatil yapıp, iş bulmalıyım mesela. En azından 1-2 yere başvurmaya başlamalıyım =). Herşeye rağmen, nefes alabiliyor olmak, her sabah güneşim doğuyor oluşunu bilmek, ay tutulması var diye heyecanlanabiliyor olmak güzel. Varsın eksik olsun 1-2 isteğim. Derken…Acaba? diyorum.