Biz Seninle Çok Güzeliz

Seninle çok güzeliz,
Biz seninle aşırı güzeliz.

Taşlar yerine oturur gibi.
Sen hayatında gerçek anlamda bir tek beni sevmişsin.
Bunu ne bana ne de kendine itiraf edemesen de.
Belki de farkında değilsindir kimbilir.
Ama sen sadece beni sevmişsin.

Bana kurduğun tek bir cümleyle tüm bunları anlattın.
Ya anlattın ya da benim şizofrenliğimdi.
İlk defa kendin de anlayamadın.
Sonra vazgeçtin sorgulamaktan kendini.
Çünkü ben senin özgür olmayan yanındım.
Çünkü benimle yalnız olamıyordun.
Hakan Günday diyor ya hani
“İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır.
Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır” .
Sorun da buydu hani.
Sen özgürlüğünü seviyordun ama beni de seviyordun.
Beni seviyordun yalnızlığın gidiyordu elinden.
Bağımlılığın olmamdan korkuyordun.
Ve benden nefret etmek istiyordun.
Bazen başarıyor bazense bana yeniliyordun.
Yenilmek denmezdi aslında, sen öyle diyordun.

Göremediğin şuydu belki;
Sen yine yalnızdın.
Ben oradaydım, seninleydim.
Ama tüm farklılıklara rağmen ben sendim.
O yüzden yine yalnızdın sen ve ben yine yalnızdım.
Bütündük.
Bir bütün olarak yalnızdık.
Şu kimsenin bizi anlamlandıramadığı uçlu bucaklı dünyada
Anlamlanmıştık birbirimizde.
Bilmiyorduk
Bilmiyorlardı
Haklıydık kimseye güvenmemekte ama güveniyordum sana
Yani demem o ki
Sen onlar değildin
Sen, sen bile değildin.
Sen bendin, ben olmayan benden çok farklı bir ben.
Benliğimi sever gibi seviyor, benliğimden eder gibi nefret ediyorum senden.

Bu konu uzar.
Sen hayatında bir tek beni sevdin.
Ve  ben de seni.

Şimdi geriye şu kalıyor.
Tüm bu yazdıklarım anlamsız kelimeler yığını çıktıları mıydı hayal dünyamın
Yoksa yaşanıp da mı döküldüler satırlara.
İşte bu değişken cevaplı tek kişilik bir bilmece.

Sosyal Medya – Psikoloji – Tüketim

Bu sabah kendi kendime düşünürken kafam sosyal medyaya takıldı. Neden diye düşündüm? Eskiden hayatımızda facebook, twitter, foursquare gibi mecralar yoktu ve gayet de sosyaldik. Şimdi ne oldu da bağımlı olduk buralara? 
Bunu sorguladığım için kimseyi yargıladığım düşünülmesin lütfen. Zira kendim de facebook, twitter, foursquare, pinterest, tumblr, blogger, klout gibi pek çok platformda yer alıyor ve bunların pek çoğunu da oldukça aktif bir şekilde kullanıyorum. Bu kullanım yoğunluğum beni dehşete düşürüyor çoğu zaman. 1-2 kere facebook kapatma denemem başarısızlıkla sonuçlandı. Twitterı kapattığımda 1 ay açmasam twitlerim yok olacak bahanesinin ardına saklanıp onu da kapatmıyorum. Pinterest tumblr daha az zararlı şimdilik benim için. Onları diğerleri kadar yoğun kullanmıyorum henüz. 
Bu arada başlıkta psikoloji var ama psikoloji mezunu falan da değilim sadece ilgimi çekiyor birey ve toplum psikolojisi. Üzerine düşünmeyi ve incelemeyi seviyorum hobi olarak. İşin üstadı değilim onu da baştan söyleyeyim.

Soruma geri dönersek; neydi bu sosyal medya ve neden bu kadar içimize işledi?
Sergilemek istiyorduk.
Neyi?
Herşeyi…

Yani bizler hastayız aslında. Teşhirciyiz.
Gösterdiğimiz belki de kol bacak değil ancak hayatımız, özelimiz, neredeyse herşeyimiz.

Bunu yapıyoruz peki psikolojimiz bu noktada bitiyor mu? Hayır. Sadece teşhircilik hissimiz olsaydı bloglar yeterli olabilirdi belki. Yazar ama okumazdık olur biterdi.

Bir de röntgenciyiz her birimiz. Kim nerede kiminle ne yapıyor şeklinde oynadığımız uyduruk çocukluk oyunu yerini buna bırakmış gibi sanki.
Üstelik gerçekleri röntgenliyoruz. En azından çoğu zaman öyle sanıyoruz.
Çünkü farkına varmadan sosyal medyada da aldanıyor ve aldatılıyoruz.
Evdeyken kendini partide gösterenler mi istersin, o gece dışarıdaymış gibi davranıp 2 sene önce çekilmiş bir fotoğrafı yükleyenler mi?
Hiç sevmediği grupları sırf birilerine laf sokmak için ya da tam tersine birilerinin ilgisini çekmek için paylaşanlar mı?

Normal hayatta selamlaşmayalı aylar, yıllar olmuş insanların resimlerine bakıyoruz, onlar bizim resimlerimize baksınlar istiyoruz.
İnsanlık olarak çıldırmış gibi ilgiye muhtacız?
Daha da beteri her birimiz kendimizi çok özel, bulunmaz hint kumaşı sanıyoruz.
En güzel lafları biz ediyoruz, en iyi biz giyiniyoruz, en çok biz geziyoruz vs vs…

Seyrediyor ve seyrediliyoruz. Hepimiz birer sapık gibiyiz. Sanal sapıklar.
Ki bu şekilde düşününce sosyal medya dediğimiz şey insanın röntgencilik ve teşhircilik güdülerinden güç alan bir mefhum değilse nedir?
Peki insanlarda teşhir ve röntgen bir güdü olarak doğuştan var kabul etsek ve bu güdüler körüklendiğinde bu şekilde ayyuka çıkıyor ise bireyden gelen bu çılgınlık, toplumu nereye götürecek?

Sosyal psikolojiye baktığımızda küresel ısınmadan önce tüketim çılgınlığımızla yaşamın sonunu getireceğiz gibi gözüküyor. Açıkçası bu bireysel sapıklık olayının topluma tüketim olarak yansıdığına inanmaya başladım. Hangisi diğerinin kökenidir işin içinden çıkamadım. Yani acaba tüketim çılgınlığı sebebiyle mi serdik hayatımızı ortaya ve başkalarını da izlemeye başladık yoksa tersi mi bilemiyorum.
Tek bildiğim başlarda hayatını sürdürmek için etrafı tüketmeye başlayan insan hayvanı daha sonra madene, petrole, doğaya geçmişken şimdilerde maddi şeyleri tükettiğinden midir nedir maneviyatı tüketmeye başladı. Belki de sadece tüketecek farklı bir şey ihtiyacıdır. Tüketecek yeni bir şey bulmak da bu tüketim sürecinin parçası olmuş bile olabilir.

Kelimeleri tükettik, sesleri tükettik, duyguları dahi tükettik… Tüketmeye de devam ediyoruz. Değerleri tükettik, pek çok şeyi yok ettik. Ve son nokta olarak kendimize geldik. 
Evet sanki şimdi, kendimizi sunuyoruz insanlara.
Onlar da bize kendilerini sunuyorlar. Onları tüketiyoruz onlar da bizi tüketiyorlar. 
Çünkü geriye pek fazla bir şey kalmadı harcanabilecek.
Eskiden yemekle, kıyafetle, mücevherleri arabayla, uçakla vs… mutlu olan insan doyumsuzluğu sebebiyle mutlu olamıyor. Çok hızlı elde ediyor, herşey önüne seriliyor ve o yüzden de kıymetsizleşiyor. Hızlı tüketimin mutluluğu da hızla geçip gidiyor. 

Sona yaklaşıyoruz. Kaç nesil sonra olur bilmiyorum ama depresyon vakalarının sayısına yakından bakılmalı. Nüfus sayımı gibi insanların psikolojileri de kontrol edilmeli. Zorunlu olmalı psikolojik kontroller. Çünkü korkarım dünyanın sonu filmlerdeki gibi doğal felaketlerle, yıkımlarla değil daha farklı olacak. 
Yaşamın yokoluşu mutsuzlukla gelecek ve belki de insanlığı mutsuzluk yok edecek.

Bunlar da benim teorilerim. 
Sevgiler,
Hilal