Anlamayacağın yazılar – 1 – elini yüreğine koy da söyle

Herkesin yaşadığı kendine ağır gelir derler. Senin ne yaşadığını bilmiyorum dostum.
Tıpkı senin de benim ne yaşadığımı bilmediğin gibi.
Birlikte geziyoruz, muhabbetler ediyoruz, belki çok yakınız belki uzak. Çeşitlerin var senin de.
Pazar gibi bir nevi.
Yakın, çok yakım, uzak, çok uzak …
Pek çok çeşit, pek çok kademe.
Ne de olsa bir damlayız koca deryada.
Kimi damlayla çarpışmadık bile bugüne kadar, kimiyle sırt sırta verdik, kimiyle yan yana akıyoruz.

Konuştuk, çok şey konuştuk.
Paylaştık…
Ama diplerde bilinmeyenlerimiz vardı.
Benim derdim bana ağırdı, seninki de sana.

O yüzden onca uğultunun arasında sessizliklerimiz vardı.
Hiç konuşmadan birbirini anlayabilenler vardır.
Sadece bakışarak bile anlaşırlar. Ya da bir iç çekiş sesinden görmese de anlar hani karşındaki seni.
Öyleleri de vardı etrafımızda.

Yine de kimse kimseyi %100 tanıyamadı. Tanıyamazdı da zaten.
Çünkü tanısaydı belki de o çok sevdiği insanı sevmezdi.
Dürüstlüklerimiz bile kısıtlıydı bizim.
Ömrümüz gibi, anılarımız gibi, varlığımız gibi.
Sonsuzluğa kavuşmak için koşuştururken harcadığımızın farkında bile değildik sonsuzluğu.

Unutmak için anılar biriktirdik…Güzelleri bir bir unuttuk.

Yaşadığım o tüm dertleri tekrar yaşayacak gücüm yok.
Tekrarlamasın hayat kendini.
Sevdiklerimi baştan sevmek istemiyorum ben, nefret ettiysem eğer birilerinden bir yerlerde aynı hissi yine yaşayamam.
Tekrarlatmayın hayatı bana.

Bugün, şimdi şu anda, kendimi de alıp (bırakabilsem onu da bırakırdım) hiç bilmediğim bir uçurumun kenarında oturup
ayaklarımı sallamak istiyorum bucaksız boşluğa.
Ve mümkün olsaydı eğer, sonsuzlukta hiçleşmek isterdim.
Çünkü aslında herşey olmak hiç olmaktı ve hiçsen herşeydin.

Diyeceğim o ki; yaşattıklarımı bana tekrar yaşatmayın, katlanamam.
Benim yaşadıklarım bana çok ağır. Elini koyarsan kendi yüreğine bileceksin.