Depresyon gelir

Ve depresyon gelir. Depresyondan 24 saatte sıkılabilen bir insan olarak uzun zaman sonra ilk defa ciddi anlamda depresyondayım sanırım. Zaten bir şeyler yazıyorsam ya çok mutsuzumdur ya kırılmışımdır ya da kızgın ve tepkiliyimdir ben. O yüzden iç açan mutluluk veren yazım çok fazla yok. Ben galiba mutluyken çok kullanamıyorum kelimeleri.

Sebep yok, ve aslında çok fazla sebep var… O kadar çok şeye kırgınım ki kendi içimde. Pek çoğunu kendi kendime bile söyleyemiyorum. Hep böyle oluyor. Ben kırgınlıklarımı, hüznümü reddedip hayat gerçekten çok güzelmiş gibi yaşamaya devam ediyorum. Anlık üzülüyor sonra terkediyorum o ruh halini. Zamanla birikiyorlar…
Ağırlık basıyor, canımı acıtmaya başlıyor beni üzen kıran herşey.
İşte o zaman şu an içinde bulunduğum ruh hali çıkageliyor.
Böyle biri kalbimi çıkarmış elinde tutup sıkıyor gibi bir his. Kötü bir hissiyat. Her an ağlayacak halde dolu gözler.
Bazen bu haldeyken bile “Hilal topla kendini, hayat devam ediyor, herşey iyi olacak” diyerek atabiliyorum hüznü üstümden. Ama bu gün o bazenlerden değil. Bugün her türlü kırgınlığımla, kızgınlığımla yüzleşmeyi seçtiğim kendimi ince eleyip sıkı dokuduğum, neydim ne oldum, neler yaptım, hatalarım neydi dediğim, üzerimdeki umursamaz, bencil, kırılmaz ve örselenmez insan maskesini çıkarıp attığım zamanlardan biri.
Yorulmuşum oynamaktan. Çok mutluymuş gibi yapmaktan, çok eğleniyormuş gibi gülmekten, istemediğim yerlerde olmaktan, asıl istediğimi bulamamışken her istediğime sahipmişim hevesiyle yaşamaktan tükenmişim. Bu defa geçiştiremiyorum işte. Olmuyor.
Ben bugün nankörlük etmek istiyorum hayatımda olan tüm iyi şeylere.
Ben bugün isyan etmek istiyorum. Kızdıklarımı affetmemek istiyorum bugün. İşin aslı avazım çıktığı kadar bağırmak, tükenene kadar ağlamak, bacaklarım hissizleşene kadar yürüme istiyorum başıboş bir halde.
Hayatımda olan, hayatımdan gelip geçmiş iyi kötü herkese sen burada bana dedin ben sana kırıldım, o anda şunu yapmıştın kırıldım, şöyle yaptın saygısızlıktı gibi içimde saklı tuttuğum tüm cümleleri sarf etmek istiyorum. Atamadığım tüm tokatları bir bir atmak istiyorum.
Üzgünüm ya, epey üzgünüm.
Dolup taşma hali bu işte.
Huzur istiyorum… İç huzurumu, kafası boş halimi geri istiyorum.
Bulutlar geçmeden gerçekten içimden geldiği için güldüğüm anları istiyorum. Rağmenlere rağmen değil, özümseyerek sevmek istiyorum sevdiğim herşeyi. Tercih yapmak zorunda kalmamak istiyorum.
Kararsızlıktan karnıma ağrılar girmesin istiyorum. Kendi gölgemle ettiğim kavgalarım son bulsun istiyorum.
Sevmediğim insanlara “yavrucuğum bir uza” deme hakkı istiyorum.
Özlediğim insanlara çok özledim hadi kalk gel demek, sarılmak, bıkıncaya kadar sarılmak istiyorum. Kendiliğimden uyandığım günleri özlüyorum. Saatlerce uyumak ve alarmsız uyanmak istiyorum.
O kadar çok şey istiyorum ki … Bu kadar çok şey istiyor olmak umudumu da kırıyor. Bir süre herkesten uzak kalmak da istiyorum. Neyse böyle işte.
Umrunda mı zamanın benim küskünlüğüm?

Değer meselesi

Verdiğimiz değer bize geri döner mi?

 İnsanlara durduk yere, onlar istemeden bir şeyler verin; değer verin, ilgi, zaman hediye, para, heyecan vs. Sonra ansızın vermeyi bırakın. %99u kendiliğinizden verdiğiniz şey her ne ise onu vermeye mecburmuşsunuz da hata yapıp görevinizi yerine getirmeyi bırakmışsınız gibi size düşman oluyor. İşte bunu keşfettiğimiz gün aslında hayır demeyi öğrenmiştik. Çünkü insanlar hızla alışıp farkındalıklarını yitiriyorlar. Yaptığınız iyiliği, gösterdiğiniz iyi niyeti göreviniz zannetmeye başlıyorlar. O yüzden inanmayın bu iyilik iyiliği doğurur mavallarına, herkese hakettiği kadar değer verin. Bırakın haketsinler vereceğiniz değeri.