Hayır Olsun

Güneş doğdu İstanbul’a …Hayır olsun!

Gece susmak bilmeyen mart kedilerinin can hıraş çığlıkları yerini serçelerin, güvercinlerin sesine bıraktı.
Şimdi yoğun bir toprak kokusu var dışarıda, gece yağmur vardı diyor uyuyup da kaçıranlar için.
Odamda sabah kahvemi yudumluyorum. Kokusu buram buram burnumu sızlatıyor. En sevdiklerimden, onsuz yapamam dediklerimden. Köpeğim başına bir ayağımı yastık yapmış, basık burnu sebebiyle yumuşak hırıltılarla uyuyor.
Tüm bunları düşündüğümde nedensiz bir mutluluk kaplar normalde içimi. Bugün hissedemiyorum. Daha da doğrusu son zamanlarda mutluluğu pek hissedemiyorum.
Kendi kendime kaldığım pek çok anda saçma sapan ya da aslında önemli şeyler düşünüp ağlamama engel olamaz buluyorum kendimi.
Dua edemiyorum ben son zamanlarda.
İnancımda yok bir eksilme ama gelmiyor içimden işte. Edemiyorum.
Edebilsem biraz huzur bulurdum biliyorum.
Sık sık kendime saldırıyorum.
Bugüne kadar pişmanlık duyduğum yaptığım yapmadığım her ne varsa bulup çıkarıyorum anılar sandığımdan.
Bak diyorum, bu senin eserin. Kendi kendimi üzüyorum ket vurulamayan bir mazoşizm duygusuyla.
Etrafına tebeşirle bir daire çizip, onun dışına çıkamayacağına inanmış, kendi kendinin özgürlüğüne kastetmiş bir tutsak gibi sıkışıyor yüreğim. Bir mengenenin arasında kalmış gibi, belki de hiç varolmayan bir acının ızdırabını çekiyorum.
İlaçlarını almayı reddetmiş bir deliden hallice beynimin içi. Sanki ben kendimi tutup beynimin içine bıraktım ve kafamı sağa sola olanca gücümle sallıyorum ki duvarlara çarpıp iyice sersemleyeyim. Sersemledikçe daha çok tökezler halbuki insan.
Ben, benden ne istiyorum?
Uyuyamıyorum bir de …
Yorgunluktan bayılırcasına uykuya geçiş yapana kadar kapatamıyorum gözlerimi.
Bir düşünce karmaşası buldum onu çözmeye zorluyorum kendimi.

Dedim ki kendi kendime ; Korku esarettir ve insan bilinmeyenden korkar. Bu durumda herşeyi bilmeyen insan tamamen özgür olamaz mı? Cehalet de mutluluk demiştik. Bu durumda herşeyi bilmeyen özgür olamıyor ama mutlu oluyor.

Ben işin içinden çıkamıyorum bugünlerde. O yüzden…

Hayır olsun.

Kaos

Amansız bir boşluk…
Öyle bir boşluk ki bu sanırsın kıyamet koptu kopacak.
Dünya durmuş ya da yer gök girmiş birbirine deseler
Kıpırdamayacak kılım.
Kendi çizdiğim çizgilerimde yürüyorum.
Hiçleşmişler
Hiçleştiler
Hiçleştirdiler…

Yalpalayan bir kedi ağaca tırmanmayı dener ve düşer
Düştüğünü bile anlamaz
Öyle bir çizgi varlık ve yokluk arasında…
Sanki zaferlerinin hepsi anlamsız.

Cümleler var.
Kelimeler havada askıda kalıyor.
Duyuyorsun, dinliyorsun …
Biliyor ve istemiyorsun.
Varlar yok .
Kandırmışlar.
Hem çok seviyor
Hem de hiç seviyorsun.
Kendini de, onları da, ötekileri de.
Umrunda olan ne?

O yol, haritanda yok senin.
Sen yanlış bir şehrin haritasıyla olmayan bir şehirde yürüyorsun.
Sendeledikçe dökülüyor yaprakların.
Ruhun iç çekiyor, acı hissi bile duyamıyorsun.
Nefes alır halde ayrısın bu yaşamdan,
Belki de ölüler nefes alıyor sense nefessiz yaşıyorsun.

Uçurumlardan atlarken kaybettiğin kanatlarınla engin denizlerde koşuyorsun.
Herkes herşeyi biliyor ya hani
Sen bilmiyorsun.
Ben bilmiyorum.
Herşeyi bilen aslında hiçbir şey bilmiyor.

Bir sen anlıyorsun.
Ya da herkes anladığını iddia ettiğinde sen anlamıyorsun.
Kaos.