Yeniden Yazmak ve Anlatmak Yeniden

Dışarıya açık yazılar yazmayalı uzun olmuş.
Geldiler yine, kendi kendime siktir ettim insanları ve kelimeler hafiften salınmaya başladı beynimde. Ki benim için yazmaktan keyif almanın esas temeli bu. Bilinmeyen melodileri var kelimelerin. Siz renklerde, notalarda ne buluyorsanız benim için kelimeler öyle işte. İntizarla inkisar arasındaki benzerlik ve anlamsal farklılık büyüledi beni kendimi bildim bileli…
Kelimeler üstadım…Senin için resim,müzik,tiyatro. Benim için kelimeler…

O kadar aciz ve zaaflı yaratıklarız ki. Ve o kadar muhtacız ki birbirimize. İşin trajikomik yanı o kadar özgürlük düşkünüyüz ki bu muhtaçlığa rağmen.
Mesela ben sevdiğim insanı çok severim, delicesine, gözüm kapalı, her türlü noksanlıkla severim. Bilinciyle kendimin de mükemmel olmadığımın karşımdakinin çirkinliklerini de sever ve de sempatikleştiririm gözümde. Kimileri için masal kahramanları yapar ya hani, yemin ederim gözümü kapar ve ölüme de giderim. Öyle severim. Öyle sınır bilmez ve tutkulu. Ve bu sadece aşk vs değil. Hangi telden olursa olsun. Nefretim de sevgime yakındır. O  ilk kızgınlıkla yoğrulmuş nefret anımda kendi kendime şakağına sıksam ne olur diye düşünürüm,nefretim de öyle uçlaşır. Ama bilirim ki asla yapamam. Sonra nefret geçer… Nefret oluştuysa bir kere ardından yavaş yavaş, zamanda süzülürcesine ve kesikli hallerle o sevgi terkeder beni. Gün gelir hatırlamam iyi ve kötü ayrıntıları. Öyle iyiyi de kötüyü de unutmayanlardan olmadım hiç. Yeterince zamanım olduysa ben iyiyi de unuturum kötüyü de. Bilhassa da kötüyü daha hızlı unuturum.

Kelimelere küsüşüm hangi ana dayandı bilmiyorum. Ne zaman vazgeçtim anlatmaktan kendimi ölçmekten onu da bilmiyorum. Ama farkettim ki kopmuşum bir anda. Ansızın olmamıştır muhtemelen de tek kişilik oyunlarımdan sıkılmışımdır belki de. Anlatsam da anlaşılamamaktan yılmışımdır. Ne kadar iyi olsam da kötü gören insanda hep kötü olmaktan.

Hayatımın en enteresan yıllarından birini yaşadım hayat çizgimde. Güvendiğim, sevdiğim pek çok insan tarafından düşündüğümün aksine ne kadar kötü sanıldığımla yüzleştim. Anladıkça yaptığım her iyi düşüncenin insanların ego zımparalarında dönüşerek, nasıl parçalandığını ve kişisel öğütücülerinden dönüşerek, farklılaşarak çıktığını, insana bakışım değişti. Belki kendimce daha vurdumduymaz oldum. Belki daha kötü düşünür olsum. Ve zaman zaman yitirdim umudumu insanın içindeki iyiliğe dair. Naif değilim öyle eskisi gibi diye haykırdım kendimce. Geceleri zaten severdim amma velakin daha da dostu oldum. Ne kadar az insan o kadar öz yaşam dedim kendi kendime. En sevdiklerimi en çok umursar ve yine en az umursar oldum. Doğrularımın doğruluğunu, yanlışlarımın yanlışlığını sorgular buldum kendimi. Dün neydim şimdi ne oldum sorgulamalarında kendimi örseledim bolca.

Şimdi sık sık ben ne istiyorumu soruyorum kendime. Eğer bir kere yaşıyorsak şu hayatı, ben ne istiyorum ve neyle mutlu oluyorum? Bulmam gereken esas cevabın bu olduğunu anladığımdan beri ne elalem örgütü umrumda,ne de beni korumaya çalıştığını düşünen insanların iyi niyeti. Kıramadığım için oskarlık tiyatrolar sergiliyorum kimi zaman. Ve bazen hala altın çağlarını yaşayan bir sosyopat gibi manipüle ediyorum. Ama sosyapatlık diyemiyorum çünkü kırılmasınlar diye benim manipülasyonlarım. Hangi sosyopat başkaları mutlu olsun diye kullanmıştır ki manipülesini?

Ne siz tanıdınız beni, ne de o çok sevdiklerim.
İnsan dediğin kendini dahi anlamakta zorlanan bir kısır döngü. Değişiyoruz ama değişmiyoruz da aslında. Kafalar karışık deyip geçiyoruz sıkça. Sonra bir büyüğe danışıyoruz. Sorunun cevabını bulmak değil derdimiz, aslında soruyu unutmak.
Evet, kesinlikle asıl amaç soruyu unutmak!

Velhasıl, bu, geceye bağlanırken kendi kendine kelimeler kusmasıdır bir sorunlu dengesizin. Ben normalim de siz tuhafsınız ayaklarıyla bir yere kadar gelmiştik oysa ki. Boşuna çabalama, ben anlamadım ki sen anlayabilesin beni! İşte öyle, sadece kendime yazıp geçiyorum. Kelimeler arasında benim yazdığımı olduğu gibi anlayabilecek insan olmadığını da iddaa ediyorum hatta. Çünkü ben gördüm. Ben ne dediğimde sizin ne anlayabildiğinizi gördüm. Şimdi kelimeler ekspresimden selam olsun yoz yalnızlığınıza. Çünkü hepimiz yalnızız. Bir bütün gibi de değil üstelik.
Paramparça….

Biz Seninle Çok Güzeliz

Seninle çok güzeliz,
Biz seninle aşırı güzeliz.

Taşlar yerine oturur gibi.
Sen hayatında gerçek anlamda bir tek beni sevmişsin.
Bunu ne bana ne de kendine itiraf edemesen de.
Belki de farkında değilsindir kimbilir.
Ama sen sadece beni sevmişsin.

Bana kurduğun tek bir cümleyle tüm bunları anlattın.
Ya anlattın ya da benim şizofrenliğimdi.
İlk defa kendin de anlayamadın.
Sonra vazgeçtin sorgulamaktan kendini.
Çünkü ben senin özgür olmayan yanındım.
Çünkü benimle yalnız olamıyordun.
Hakan Günday diyor ya hani
“İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır.
Ve yalnızlığı küçük düşürense bağımlılıklardır” .
Sorun da buydu hani.
Sen özgürlüğünü seviyordun ama beni de seviyordun.
Beni seviyordun yalnızlığın gidiyordu elinden.
Bağımlılığın olmamdan korkuyordun.
Ve benden nefret etmek istiyordun.
Bazen başarıyor bazense bana yeniliyordun.
Yenilmek denmezdi aslında, sen öyle diyordun.

Göremediğin şuydu belki;
Sen yine yalnızdın.
Ben oradaydım, seninleydim.
Ama tüm farklılıklara rağmen ben sendim.
O yüzden yine yalnızdın sen ve ben yine yalnızdım.
Bütündük.
Bir bütün olarak yalnızdık.
Şu kimsenin bizi anlamlandıramadığı uçlu bucaklı dünyada
Anlamlanmıştık birbirimizde.
Bilmiyorduk
Bilmiyorlardı
Haklıydık kimseye güvenmemekte ama güveniyordum sana
Yani demem o ki
Sen onlar değildin
Sen, sen bile değildin.
Sen bendin, ben olmayan benden çok farklı bir ben.
Benliğimi sever gibi seviyor, benliğimden eder gibi nefret ediyorum senden.

Bu konu uzar.
Sen hayatında bir tek beni sevdin.
Ve  ben de seni.

Şimdi geriye şu kalıyor.
Tüm bu yazdıklarım anlamsız kelimeler yığını çıktıları mıydı hayal dünyamın
Yoksa yaşanıp da mı döküldüler satırlara.
İşte bu değişken cevaplı tek kişilik bir bilmece.