Mutluluk Güzel, Hayat Kısa: Her nefeste mutluluk!

 

İşin özü bu aslında; mutluluk güzel, hayat kısa!
Hayatımızda her şeyin bizi dener gibi olduğu zamanlar vardır. Yeterince sabrettiğimizde güzel olaylar zinciri ile mükafatlandırılır. İşte tam olarak öyle berbat zamanlardan, yoğun çalışmalardan, sabır testlerinden geçtim de geldim. Sonuç mu? Şu an ben bile beni kıskanır haldeyim. Şamanizme atıfta bulunarak her bulduğum tahtaya çift vurup alt dünya varlıklarını kovalamaktayım.

Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı bilemiyorum. Uzun zamandır o kadar yoğundum ki yazı dahi yazamadım. Oysa öyle çok şey yaşadım ve anlatmak istedim ki. Ama vakit bulmak mümkün değildi. Misal hala yazmak istediğim 2 ayrı İtalya gezisi yazım var. Belki ikisini tek bir yazıda toplamalıyım. Her neyse bu yazıda konu o değil.

Hayatım o kadar istediğim şekilde sonuçlanmaya başladı ki kendim bile inanamıyorum. Her şey çalıştığım lojistik firmasından illallah edip yeni bir iş arayışına girmemle başladı. Yaptığım yüksek lisans beni akademide mutlu olacağımı farketmeye itti. Biraz şans oldu belki bir üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Bu benim için iyi bir adımdı ancak hayatımda hala pek çok pürüz vardı. İstemediğim insanlar, istemediğim ortamlar, içinde bulumak istemeyip mecbur gibi hissettiğim sosyal aktiviteler vs. Yavaş yavaş üzerinde çalışmaya başladım. Biraz kendi emeğim, biraz Allah’ın yardımı, bolca aile, eş dost duası ile bugün istediğim yerdeyim.


Hayatımda bana zarar verdiğini düşündüğüm her şeyden elimi ayağımı çekmeye başladım. Çalışmaya odaklandım. Ailemi daha çok dinler oldum. Daha mantıklı bir insan olurken, işin aslı hislerimi de bir o kadar fazla dinler oldum. İkisi bir arada nasıl olabilir diyebilirsiniz ama oluyormuş. İşin aslı insanın kalbine yatmayan mantığına da yatmıyor çoğu zaman. Şimdi dönüp şöyle bir son 2 yılıma özellike de son 1,5 yıla bakınca tüm emeğime değdi diyorum.

Canımı sıkan hiçbir şey yok mu? Elbette var. Ama hayat bu illa ki olacak. Ve eminim er ya da geç her şey olması gerektiği noktaya varacak. Şimdi bir hedefe ulaştım, önümde bir yenisi var. Yeni güzel bir hayat. Belki bir uyum süreci, yeni insanlar, yeni bilgiler, yeni bir emek yolu.

Kişisel doyum önemli. Yaşadığımız hayattan tatmin olmak önemli. Eğer memnun olmadığımız şeyler var ise değiştirmek gerekli. Ama yarın falan değil. Hemen şimdi!
O sevmediğiniz elbiseyi hemen atın ya da yeni ise verin sevecek olan birine.
Güzel bir şarkı dinleyin.
Hiç yapmadığınız ama hep istediğiniz o aktiviteye başlayın bir an önce.
Sonra değiştirin bıktığınız saç modelini.

Sizi mutsuz etmekten başka etkisi olmayan o sevgiliyi terk edin.
Sizi küçük düşüren, destekten çok köstek olan o arkadaşları yollayın bir bir kendi yollarına.
Özenmenin ötesinde kıskançlıkla size zarar verenleri silin hayat haritanızdan.
Yürüyün bol bol, bilmediğiniz yollarda bulun kendinizi. Kaybolun bilmediğiniz şehirler.
Rahat olduğunuz o alanın dışına çıkın. Zorlayın kendinizi. Yeni kitaplar okuyun, hiç izlemediğiniz tarzda filmler izleyin ve dans edin nasıl göründüğünüzü umursamadan.
Bir kere geldiğimiz şu hayatta denemeden, bir kaç kere başarısız olmadan erişilmiyor mutluluğa.
Denemekten korkmayın!
Yeni tatlarla buluşun, şehrin sesini dinleyin. Sevmediyseniz sesini sevdiğiniz bir şehir bulun ve ne yapıp edin oraya taşıyın kendinizi. Ya da belki ait hissedemiyorsunuzdur kendinizi bir yer. Gezin dolaşın öyleyse. Ait olmak zorunda değilsiniz. Aynı yerde durmak zorunda değilsiniz.
Mutluluk güzel, hayat kısa.

Hatta mutluluk çook güzel, hayat çook kısa!
Nasıl, nerede ve kiminle mutluysanız zorlayın şartları ve elde edin.
Doğaya saygı duymayı anımsayın. Evrenin bir parçası olarak, denizle, rüzgarla, hayvanlarla, insanlarla, çiçekle, ağaçla uyumunuzu keşfedin. Kendinizi sevmeyi öğrendikten sonra (evet tüm noksanlığınızla, olduğunuz gibi) onları da oldukları gibi sevmeyi öğrenmek çok kolay. Ve sevgiyle gelen mutluluk ayrı güzel.

Kuş gibi hafif, kuş gibi özgür
Bir başka canlının gözlerinden bakabilmek hayata…

Sevdiklerinize vakit ayırın mesela, erken uyanıp kahvaltı hazırlayın, akşam yürüşüne çıkın, gece denize girin. Seni seviyorum deyin. Seni seviyorum! Sadece sevgilinize değil, annenize, babanıza, kardeşinize, dostunuza. İyi ki varsın deyin o sevdiklerinize. Köpeğinizle oynayın, hiç tanımadığınız birine yardım edin. Paylaşın. Maddi manevi ne yapabiliyorsanız onu paylaşın. Bir çocuğun karnını doyurun, bir yaşlının konuşma ihtiyacını giderin, bir yabancının yolunu bulmasına yardım edin. Mahallede top oynayan çocuklara 1-2 dk eşlik edin.

Her gece uyumadan önce ve her sabah uyandığınızda aynada kendinize gülümseyin. Konuşun kendinizle, kendinizle konuşmak sizi deli yapmaz.

Yani diyeceğim o ki güzel yaşayın!

İstediğiniz şekle sokun hayatınızı.

Bir başka hayat yok! En azından bildiğimiz kadarıyla bu dünyada bu şartlarda tek bildiğimiz yaşam bu. Yaşamaktan kormayın.

Çünkü mutluluk güzel, hayat kısa!

Denklemdeki x kaybolunca

Kendimle başbaşa kalmayalı uzun zaman olmuş.
Aklımda yine pek çok konu birikmiş. Ertelemek çözüm değil azizim. Düşünülmesi gerekenleri istediğin kadar ertele. Er ya da geç düşünmek zorunda kalıyorsun.
Hayatımın pek çok döneminde muhafazakarlıkla, tutuculukla yaftalanmış olsam da yeniliklere açık bir insanım.
Ne komik dışarıdan bakan insanlar görünüşe, gezme tozma oranıma, takıldığım mekanlara vesaire aldanıp fazla açık buluyorlarken, hayatıma daha yakın, beni tanıyan insanlar sıkça biraz açıl cümleleri kurmuşlar.
Her türlüsünü deneyeyim derken bend ekafalar karışmış.

Hani bazen kim olduğunu, ne istediğini unutursun. Ne istediğini bilememezlik en büyük zorluklardan. Çünkü hedef yoksa, bir amaç peşinde değilsek yol alsak da nereye gittiğimiz belli olmuyor. Önce ne istediğime karar vermeliyim dedim kendi kendime.

Biraz kırgın uyandım bugün yakınlarıma. Yine kendi içimde sorgulamalar yaparken dönüp dolaşıp kendimi suçlu buldum 🙂 Ben en çok kendime gülüyorum bu ara. Kendi içimde komik bir kızım sanırım. En çok kendime kızıyor olsam da yine en çok kendimi seviyorum. Bu ne yaman çelişkidir bilinmez tabii.

Bazen hayatım baştan ayağa değişsin isterken bazen de “aman bi dur kızım ya, iyi böyle” diyorum kendi kendime.

Bu hafta yine yeni yeniden büyük konuşmamak gerektiğini öğrendim. Hangi konuda büyük konuşsak itinayla başımıza geliyor sanki. Hadi bakalım buyur diyor birileri. Şimdi göreceğiz sen ne yapıyormuşsun aynı durumda. Tükürdüğümüzü yalayıp ama ben şu kısmını görememişim o cümleleri söylerken diyebiliriz. Ya da ben haklıydım al bak işte söylediklerime sadığım da demek mümkün.

Bilmiyorum çocuklar , kafalar fena karışık. O yüzden bir süre kendimle olmaya ihtiyacım var. Keza sevdiğim pek çok insan da son zamanlarda onlara vakit ayıramayışıma bir pasif agresif tepki olarak beni aramayı bırakmış durumdalar. Canları sağolsun.

Hiçbir şey anlatmayan ama çok şeyi söyleyen yazılar serime bir yenisini ekliyorum şu anda.
Boşverin beni, ben gideceğim yere yürüyerek de giderim :*