Bir hikaye

Nehrin kenarında yürüdüm. Eğime ayak uyuk uydurup , süt dişleri dökülen küçücük kız çocuğunun, gördüğü sevgi sebebiyle kendisini prenses zannetmesi hissiyatı vardı içimde. Yeşil… Alabildiğine yeşildi manzara ve ortasından geçen masmavi bir tezatlık. İsmini dahi duymadığım, bir elin ayasından biraz küçükçe pembe , çanak yapraklı çiçeklerle doluydu etraf. Tam ortaları kadife siyahtı.
Bahar… Mis gibi kokan bir bahar havası… Güneş bana aitmiş gibi özel hissettim o an kendimi. Ayaklarımı sürüyerek yürüdüm önce. Sonra eğime kaptırıp kendimi zıplamaya yakın bir tempoyla ilerler buldum. O kadar mutluydum ki açıp kollarımı iki yana var gücümle aşağıya doğru koşmaya başladım karşıdaki tek eve. Hiç tanımadığım o tahta verandalı, sanki dışarıdan küçük gözüküp de masallardaki gibi içi sonsuzmuş gibi gelen yeri amaç edinmiştim kendime.

Ulaştığımda gücüm tükenmiş ve bacak kaslarımda zorlanmışlığın sızısı vardı. Verandadaki suyu farkettiğimde çekinerek elimi uzattım sürahiye. İçine henüz buz atılıp bırakılmış gibiydi. Buzun etkisiyle hafif nemlenmiş sürahiden bardağa boşalan tam içme kıvamındaki serin suyu sanki hayatı taçlandıran sihirli bir iksirmişçesine içtim. Eve girip girmemek konusunda çekincelerim vardı. Kararsız bir halde kapıya gözlerimi diktim. Yarın dedim, yarın yine gelirim. Ve bu defa belki de girerim kapıdan. Benim dünyamda bu kaçıncı kez olduğunu bilemediğim bir tekrardı oysa ki.

Biliyordum. Yarın, sonraki gün ve hatta sonraki günlerde de gelecek ancak kapıyı açmaya cesaret edemeyecektim. İçimdeyse kendime dair o umut, bir gün cesaret edeceğim ve denemeye devam etmem gerektiği hissi hep kalacaktı..

Sayı doğrusunun eksi sonsuzu ve artı sonsuzu

Hayat başlangıçlar ve bitişlerden ibaret. O yüzden o “ömür boyu” kalıbında yaşayanlar bile yanılgıda. Ömür boyu nedir ki? O da öldüğünde bitecek. En sevdiğimiz şarkılar, en sevdiğimiz filmler, en güzel yemekler, aşklar, arkadaşlıklar… Kimi zaman isyan etsek de buna ; Herşeyin bir sonu var.
İşte belki de bu sebepledir ne zaman başlayacağın ve ne zaman bitireceğin önemlidir olayları. Ve nasıl başlayıp nasıl bitirdiğin de… Çünkü ara zamanlar kaybolur bellek dediğimiz sonsuz olmayan yörüngemizde. Nasıl başladığı kalır, nasıl bittiği bir de.
Gerçek sevgi çok sevdiğin köpeğini onu mutsuz edeceğini düşündüğünde senden daha çok sevecek ona iyi bakacak birine verebilmektir. Senden uzakta da olsa mutluysa dostun, belki zaman açacaksa da yakınlığınızı senin için mutluyum diyebilmektir. Ve belki de başkasına vermektir artık üzerine olmayan o çok sevdiğin elbiseyi. Paylaşmaktır herşeyi zamanı geldiğinde. Başkasına verebilmektir. Çünkü yaşananlar kalır, ama dolar zamanlar. Biter. Eğer sen vermeyi bilmezsen sonlar kötü olur. Veremediğin elbise delinir, kullanılmaz hale gelir sana da faydası olmaz artık.
Hayat tuhaf bir başlangıç-bitiş döngüsü. Doğum- ölüm kadar net bazı şeyler. Aralar gri evet ama siyahtan beyaza giderken arada oluşan grilik gibi. Son var, bir yerlerde birşeylerin hep sonu var. Zaten matematik bile ikna edememişti beni. Sonsuzluğa hiç inanmadım ben. Küçük aklımın almadığındandır belki de kimbilir.
Ben küçükken sevdiğim herşey sonsuza kadar benim olsun isterdim. Büyümeyi pek sevmedim. Ama büyümek öğretti ki o çok sevdiklerimiz toprak oluyor bir gün, sığmıyoruz en güzel kıyafetimize, ya da taş bezi oluyor sevgili t-shirtümüz, elimizi hiç bırakmasın istediklerimiz el oluyor, can dostum dediklerimizin yüzünü unuttuğumuzu farkediyoruz bir gün. Herkes değişiyor, herşey değişiyor.
Sadece başlangıç ve bitişler silsilesi… Bu hiç değişmiyor.
Ben doğru zamanların insanı olamadığımı düşünürüm. Yanlış zamanlarda yanlış şeylere başlarım genelde. Pervasızca, düşünmeden. Yine aynı şekilde bitiririm bir şeyleri. Gemileri yakarak, yıkıp giderek. Ama bir gün uyandığımda vazgeçmiştim bu huyumdan.
Bir nevi ego sıyrılması…
Herşey bir bütündü çünkü. Birini mutsuz ettiğimde bendim mutsuz olan aslında. Kötülük yapmasam da mutsuz ettiysem ne farkı vardı? O andan beri mutlu olmak adına mutsuz etmemeye çalışıyorum benim süreç zarfımda olanları. Ve öğrendim artık zamanı geldiğinde havaya bırakmam gereken uçan balonları.
Dilek fenerleri gibi … Bazen derin bir nefes alıp bırakırsın herşeyi.
Ertesi gün doğan güneşle birlikte boşluk olmadığını farkedersin içinde. Başkalarına verdiğin, doğaya hediye ettiğin, özgürlüğüne amenna dediğin hiçbir şey kayıp değildir aslında. Aksine, kendi haline bıraktığın herşey bir kazanç. Çünkü zaptedilmektir mutsuz eden insanları. Empati kuracaksın, birinin seni bir şeylere zorladığını düşün, ya da bir şeylerden alıkoyduğunu. Sinirlenmez misin? Mutsuz olmaz mısın? O yüzden diyorum akışa karşı kürek sallamaya gerek yok, deniz seni yorar yener ve sen başladığından geride bulursun kendini.
Yüzünde gülüsemen, kalbinde varolan her zerreciğe karşı o yoğun hayranlık ve sevgiyle, en kötünün bile iyi bir yanı olduğunu bilerek gideceksin o sona.
Hayat bu… Başlar ve biter.
Ne gelene çok sevinip ne gidene ölürcesine üzüleceksin.
Çünkü eninde sonunda sen de gideceksin.
Like ·  ·  · Promote · Share