Yazmam gerek

Yazmak bile değil aslında beynimde dolanan her cümleyi kusmadan rahatlayamayacağım gibi geliyor. Saatlerdir hiç durmadan aynı anda o kadar çok şey geçiyor ki kafamdan. Başım çatlayacak gibi hissediyorum. Düşüncelerden beyni patlar mı insanın?

Ne olduğunu algılayamadım, neden bu kadar aşırı düşündüğümü de…Yoruldum. Midem bulanıyor… Değişen bir şey yok, herşey aynı belki.
Öyle bir bakış açısına sahibim ki şu anda dün güllük gülistanlık olan hayatım bugün defalarca tecavüz edilip otobana fırlatılmış gibi geliyor.
Neyin derdindeyim? Derdim kiminle? Kime kızgınım bu kadar? Neden sinirliyim? Neden huzursuzum? Ne olacak? Ne yapmalıyım? Kime şikayet etmeliyim? Ne demeliyim? Nereye gitmeliyim?

Neden öyle söyledi? Onu söylemese miydim? Kırdım mı? Üzdüm mü?
Hakediyor muyum? Belki de boşaltmalıyım hayatımı…Saçmalama, saçmaladığını biliyorsun. Neden öyle yaptım, bana yakıştı mı? Neden durduramıyorum beynimi? Niye susmuyor içsesim.

Öyle yorgunum ki şu anda. Bir kaç kontrolünü yitirmiş hatun var benden içeri. Her gün kavga ediyoruz. Kim kazanırsa onun günü oluyor. En sevdiğim günler huzurun ve sükunetin kazandıkları. Ama şu ara hep kaos hüküm sürüyor. O sesler susmuyor, susmuyor..

Delilemeler – Bir seantan yazıya düşenler

– Yeterince zeki olsaydım, salağı oynamakta bu kadar zorlanmazdım…
+ Neden salağı oynamaya çalışıyorsun ki?
– İnsanlar… Onlar zeki insanları sevmiyorlar. Yalan söylediklerinde yakalanmak huzursuz eder onları. Bir tek onlar akıllı olsun istiyorlar, herkesi kandırabilsinler falan.
+ İnsanlar neden seni sevsin istiyorsun?
– Sevmeseler de nefret etmesinler. Yoğun nefret… Nasıl desem, yakıcı bir duygu. Biri senden nefret ettiğinde ya da sen birinden nefret ettiğinde çirkin bir his yaratıyor. Sanki oksijensiz kalmışsın gibi, ya da yutkunduğunda tuhaf bir gaz yakıyorcasına nefes borunu. Nefret çok yoğun bir duygu. Ben pek nefret edemiyorum. Ama insanların nefretle yapabildikleri işler beni korkutuyor. Onlardan çok korkuyorum bazen.
+ Salak mısın peki?
– Deniyorum. Tuhaf bir ortada kalmışlık. Yani ne salağı oynayabilecek kadar zekiyim ne de gerçekten salak olabilecek kadar salak. Konuşuyorum ama anlamıyorsun, anlamıyorsun.
+ Anlıyorum. Deniyorum en azından.
– O da bir şey. Biliyor musun çoğu zaman denemezler bile. Boş dinlerler. Çünkü sen ne anlatırsan anlat bir an önce sözün bitsin de onlar kendilerini anlatabilsinler isterler. Herkes dinliyor ama dinlemenin amacı çoğu zaman anlatmak için hak kazanmak. Konuşabilmek için dinliyor taklidi yapıyorlar. Böylece kendileri de anlatmak için vicdanlarında yer açıyorlar.
+ Yorucu olmalı.
– Ne dinlemek mi?
+ Hayır, hayır … Bu kadar egoyla yaşamak.
– Belki, belki de daha kolaydır. Ben yapamazdım. Ben unuturum. Ben çok unuturum.
+ Herşeyi mi unutursun?
– Hayır. Sadece kötü hissettiğim şeyleri. O yüzden nefret edemiyorum. Biri bana kötü bir şey yaptığında üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Sonra zaman geçiyor. Kötü hissim geçiyor. Herşeye rağmen sevebiliyorum. Ama en çok köpekleri seviyorum. Onlar kötülük yapmazlar. Isırdıklarını iddia ediyorlar ama tehdit hissetmeyen hiçbir hayvanın saldırmadığına inanıyorum. Özellikle köpekler, onlar çok başkadır. Bambaşka…
+ Onları bu kadar özel kılan ne ?
– Onlar koşulsuz sever. Onlar seni sen olarak sever. Köpekler beklentisizdir. Sen onu besliyorsun diye değildir sevgisi. Belki de öyledir bilmiyorum. Ama hiç ihanet etmezler biliyor musun? Sahiplenilmek isterler, sahiplenirler.
+ İnsanlara geri dönelim hadi.
– Onlara dönmek istemiyorum.
+ Ama köpeklerden bahsetmenin yararı olmayacak. Kimden nefret etmek istiyorsun? Bana onu anlat.
– Bilerek zarar verenlerden. Kötü olanlardan diyeceğim ama çok muğlak kalacak öyle değil mi?
+ Sence kötü insan kimdir, insan ne yaparsa kötü olur?
-Hmmm… Birine zarar veren kötüdür. Sadece fiziksel anlamda değil, duygusal olarak zarar veren de kötüdür. En kötüsü de bilerek, planlayarak bunu yapanlar. Bence bir hırsızla senden bir hissi çalan insan arasında bir fark yok. Biri televizyonunu çalıyor bir diğeri güveni. Ortada çalınan bir kavram var ikisinde de.