Sayı doğrusunun eksi sonsuzu ve artı sonsuzu

Hayat başlangıçlar ve bitişlerden ibaret. O yüzden o “ömür boyu” kalıbında yaşayanlar bile yanılgıda. Ömür boyu nedir ki? O da öldüğünde bitecek. En sevdiğimiz şarkılar, en sevdiğimiz filmler, en güzel yemekler, aşklar, arkadaşlıklar… Kimi zaman isyan etsek de buna ; Herşeyin bir sonu var.
İşte belki de bu sebepledir ne zaman başlayacağın ve ne zaman bitireceğin önemlidir olayları. Ve nasıl başlayıp nasıl bitirdiğin de… Çünkü ara zamanlar kaybolur bellek dediğimiz sonsuz olmayan yörüngemizde. Nasıl başladığı kalır, nasıl bittiği bir de.
Gerçek sevgi çok sevdiğin köpeğini onu mutsuz edeceğini düşündüğünde senden daha çok sevecek ona iyi bakacak birine verebilmektir. Senden uzakta da olsa mutluysa dostun, belki zaman açacaksa da yakınlığınızı senin için mutluyum diyebilmektir. Ve belki de başkasına vermektir artık üzerine olmayan o çok sevdiğin elbiseyi. Paylaşmaktır herşeyi zamanı geldiğinde. Başkasına verebilmektir. Çünkü yaşananlar kalır, ama dolar zamanlar. Biter. Eğer sen vermeyi bilmezsen sonlar kötü olur. Veremediğin elbise delinir, kullanılmaz hale gelir sana da faydası olmaz artık.
Hayat tuhaf bir başlangıç-bitiş döngüsü. Doğum- ölüm kadar net bazı şeyler. Aralar gri evet ama siyahtan beyaza giderken arada oluşan grilik gibi. Son var, bir yerlerde birşeylerin hep sonu var. Zaten matematik bile ikna edememişti beni. Sonsuzluğa hiç inanmadım ben. Küçük aklımın almadığındandır belki de kimbilir.
Ben küçükken sevdiğim herşey sonsuza kadar benim olsun isterdim. Büyümeyi pek sevmedim. Ama büyümek öğretti ki o çok sevdiklerimiz toprak oluyor bir gün, sığmıyoruz en güzel kıyafetimize, ya da taş bezi oluyor sevgili t-shirtümüz, elimizi hiç bırakmasın istediklerimiz el oluyor, can dostum dediklerimizin yüzünü unuttuğumuzu farkediyoruz bir gün. Herkes değişiyor, herşey değişiyor.
Sadece başlangıç ve bitişler silsilesi… Bu hiç değişmiyor.
Ben doğru zamanların insanı olamadığımı düşünürüm. Yanlış zamanlarda yanlış şeylere başlarım genelde. Pervasızca, düşünmeden. Yine aynı şekilde bitiririm bir şeyleri. Gemileri yakarak, yıkıp giderek. Ama bir gün uyandığımda vazgeçmiştim bu huyumdan.
Bir nevi ego sıyrılması…
Herşey bir bütündü çünkü. Birini mutsuz ettiğimde bendim mutsuz olan aslında. Kötülük yapmasam da mutsuz ettiysem ne farkı vardı? O andan beri mutlu olmak adına mutsuz etmemeye çalışıyorum benim süreç zarfımda olanları. Ve öğrendim artık zamanı geldiğinde havaya bırakmam gereken uçan balonları.
Dilek fenerleri gibi … Bazen derin bir nefes alıp bırakırsın herşeyi.
Ertesi gün doğan güneşle birlikte boşluk olmadığını farkedersin içinde. Başkalarına verdiğin, doğaya hediye ettiğin, özgürlüğüne amenna dediğin hiçbir şey kayıp değildir aslında. Aksine, kendi haline bıraktığın herşey bir kazanç. Çünkü zaptedilmektir mutsuz eden insanları. Empati kuracaksın, birinin seni bir şeylere zorladığını düşün, ya da bir şeylerden alıkoyduğunu. Sinirlenmez misin? Mutsuz olmaz mısın? O yüzden diyorum akışa karşı kürek sallamaya gerek yok, deniz seni yorar yener ve sen başladığından geride bulursun kendini.
Yüzünde gülüsemen, kalbinde varolan her zerreciğe karşı o yoğun hayranlık ve sevgiyle, en kötünün bile iyi bir yanı olduğunu bilerek gideceksin o sona.
Hayat bu… Başlar ve biter.
Ne gelene çok sevinip ne gidene ölürcesine üzüleceksin.
Çünkü eninde sonunda sen de gideceksin.
Like ·  ·  · Promote · Share

Delilemeler – Bir seantan yazıya düşenler

– Yeterince zeki olsaydım, salağı oynamakta bu kadar zorlanmazdım…
+ Neden salağı oynamaya çalışıyorsun ki?
– İnsanlar… Onlar zeki insanları sevmiyorlar. Yalan söylediklerinde yakalanmak huzursuz eder onları. Bir tek onlar akıllı olsun istiyorlar, herkesi kandırabilsinler falan.
+ İnsanlar neden seni sevsin istiyorsun?
– Sevmeseler de nefret etmesinler. Yoğun nefret… Nasıl desem, yakıcı bir duygu. Biri senden nefret ettiğinde ya da sen birinden nefret ettiğinde çirkin bir his yaratıyor. Sanki oksijensiz kalmışsın gibi, ya da yutkunduğunda tuhaf bir gaz yakıyorcasına nefes borunu. Nefret çok yoğun bir duygu. Ben pek nefret edemiyorum. Ama insanların nefretle yapabildikleri işler beni korkutuyor. Onlardan çok korkuyorum bazen.
+ Salak mısın peki?
– Deniyorum. Tuhaf bir ortada kalmışlık. Yani ne salağı oynayabilecek kadar zekiyim ne de gerçekten salak olabilecek kadar salak. Konuşuyorum ama anlamıyorsun, anlamıyorsun.
+ Anlıyorum. Deniyorum en azından.
– O da bir şey. Biliyor musun çoğu zaman denemezler bile. Boş dinlerler. Çünkü sen ne anlatırsan anlat bir an önce sözün bitsin de onlar kendilerini anlatabilsinler isterler. Herkes dinliyor ama dinlemenin amacı çoğu zaman anlatmak için hak kazanmak. Konuşabilmek için dinliyor taklidi yapıyorlar. Böylece kendileri de anlatmak için vicdanlarında yer açıyorlar.
+ Yorucu olmalı.
– Ne dinlemek mi?
+ Hayır, hayır … Bu kadar egoyla yaşamak.
– Belki, belki de daha kolaydır. Ben yapamazdım. Ben unuturum. Ben çok unuturum.
+ Herşeyi mi unutursun?
– Hayır. Sadece kötü hissettiğim şeyleri. O yüzden nefret edemiyorum. Biri bana kötü bir şey yaptığında üzülüyorum. Çok üzülüyorum. Sonra zaman geçiyor. Kötü hissim geçiyor. Herşeye rağmen sevebiliyorum. Ama en çok köpekleri seviyorum. Onlar kötülük yapmazlar. Isırdıklarını iddia ediyorlar ama tehdit hissetmeyen hiçbir hayvanın saldırmadığına inanıyorum. Özellikle köpekler, onlar çok başkadır. Bambaşka…
+ Onları bu kadar özel kılan ne ?
– Onlar koşulsuz sever. Onlar seni sen olarak sever. Köpekler beklentisizdir. Sen onu besliyorsun diye değildir sevgisi. Belki de öyledir bilmiyorum. Ama hiç ihanet etmezler biliyor musun? Sahiplenilmek isterler, sahiplenirler.
+ İnsanlara geri dönelim hadi.
– Onlara dönmek istemiyorum.
+ Ama köpeklerden bahsetmenin yararı olmayacak. Kimden nefret etmek istiyorsun? Bana onu anlat.
– Bilerek zarar verenlerden. Kötü olanlardan diyeceğim ama çok muğlak kalacak öyle değil mi?
+ Sence kötü insan kimdir, insan ne yaparsa kötü olur?
-Hmmm… Birine zarar veren kötüdür. Sadece fiziksel anlamda değil, duygusal olarak zarar veren de kötüdür. En kötüsü de bilerek, planlayarak bunu yapanlar. Bence bir hırsızla senden bir hissi çalan insan arasında bir fark yok. Biri televizyonunu çalıyor bir diğeri güveni. Ortada çalınan bir kavram var ikisinde de.