Türkiye’de Akademisyen Olmak


Türkiye’de akademisyen olmak kimileri için hala bir soru işareti. Hangi sıfat kim için kullanılır, kim ne iş yapar konusunda kafa karışıklıkları var. Bu yazımda, öğretim üyesi, öğretim görevlisi, araştırma görevlisi kimlerdir ve ne iş yaparlar bundan bahsedeceğim. Bu pozisyonlarda çalışabilmek için gereken aşamalardan da söz edeceğim.

  1. Öğretim Üyesi
Öğretim üyeleri; doktora derecesini tamamlayıp, en az yardımcı doçent (Assistant Profesor) kadrosuna atanmış kişilerdir. Doçent (Associate Profesor) ve Profesor kadrolarındaki kişiler de öğretim üyesi olarak geçerler. Öğretim görevlileri ile öğretim üyeleri çok sık karıştırılmakla birlikte, öğretim üyeleri akademik bir kariyer izlemiş yani lisans derecesinin üzerine mutlaka doktora yapmış kişilerdir. Öğretim görevlilerinin ise böyle bir mecburiyeti yoktur. Yüksek lisans daha da doğru tabirle master derecesini tamamlamış bir kişi öğretim görevlisi olabilir ancak öğretim üyesi olamaz. Öğretim üyelerin en temel görevleri araştırma yapmak, yeni kavramlar ortaya koymak, varolanı geliştirmektir. Türkiye’de öğretim üyeleri özellikle özel üniversitelerde ders verme yüküne gömüldükleri için bu vasfı yerine getirmekte zorlanmaktadırlar.

  2. Öğretim Görevlisi
Öğretim görevlileri bir nevi üniversitelerdeki öğretmenlerdir. Asıl iş tanımları ders anlatmaktır. Aslında yurtdışında üniversitelerde bu anlamda bir farklılık var. Özellikle Amerika’da Kolej (College) olarak gördüğünüz lisans derecesi eğitimi veren okullar daha çok eğitim vermek üzere kurulmuş okullardır. Üniversite adı geçen okullar ise daha araştırmaya geliştirmeye yöneliktir ve kadrolarında öğretim görevlisinden daha çok öğretim üyesi bulundururlar. Öğretim görevlileri kendilerini geliştirmek zorunda değildirler. Ama geliştirmeleri de mümkündür. Yani bir Öğretim görevlisi dilerse doktora yapıp, gerekli şartları yerine getirerek öğretim üyesi olabilir.

  3. Araştırma Görevlisi
Araştırma görevlileri, genellikle en az tezli yüksek lisansını tamamlamış ya da yüksek lisansını sürdürmekte olan, öğretim üyesi olma yoluna girmiş kişilerdir. Yani bu insanlar kariyerlerini akademisyen olarak yürütmeye karar vermişlerdir. Öğretim görevlilerinden farklı olarak ders verme yükümlülükleri yoktur (Hatta ülkemizde ders verme yetkileri de yoktur). Araştırma görevlilerinin esas görevi üniversitenin öğretim üyelerinin araştırmalarına yardımcı olmak, alanlarında kendilerini geliştirmektir. Ancak ülkemizde maalesef “asistan” olarak anılarak yetkilerinde olmayan derse girmeleri de istenir, sınav yapmaları da beklenir, hatta kimi öğretim üyeleri bu insanları kişisel işleri için kullanmaktadırlar. Görev tanımları ile alakası olmamasına rağmen idari işlere destek olmaları dahi pek çok özel üniversitede (vakıf üniversitesilerinde) beklenir.

Öğretim Elemanı ile Öğretim Üyesi arasındaki fark nedir?

Özetle şöyle söyleyebiliriz.
Profesörler, Doçentler ve Yardımcı Doçenler öğretim üyeleridir.
Araştırma Görevlileri, Öğretim Görevlileri ve Okutmanlar Öğretim elemanlarıdır.
Öğretim üyelerinin ve elemanlarının tanım ve görevlerine 2547 nolu Yükseköğretim Kanunu‘na bakarak ulaşabilirsiniz.

Nasıl Araştırma Görevlisi, Öğretim Görevlisi, Okutman ya da Öğretim Üyesi olunur?
Öncelikle şunu belirteyim. Eğer Öğretim Üyesi olmak istiyorsanız önünüzde uzun bir yolunuz var. Lisans eğitiminiz sonrasında Tezli bir yüksek lisans üzerine doktora ya da eğer çok başarılı bir eğrenciyseniz direkt doktora yapmanız gerekmektedir. Genellikle yüksek lisans derecesinden sonra doktora bulabilmek daha kolay olmaktadır. Doktora sonrası Yardımcı Doçentlik kadrolarına başvurabilirsiniz.
Öğretim Elemanı olmak istiyorsanız YÖK’ün kadro açıklarını ilan ettiği sayfayı takip ederek, aranan özellikleri taşıdığınız ilanlara başvurmalısınız. YÖK’ün akademik kadro ilan sayfasına şuradan ulaşabilirsiniz.

Hedefinizde akademi var ise; lisans eğitiminizin son senesinde ALES (Akademik Lisansüstü Eğitim Sınavı) ve YDS(Yabancı Dil Sınavı)yi almanız size zaman kazandıracaktır. Zira Lisansüstü eğitim başvurularında Devlet üniversitelerinde yapılan GRE sınavı kabul ediliyor olsa da, kadro başvurularında ALES şart. TOEFL da aynı şekilde devlet üniversitelerinde yapılmış ise kabul ediliyor, ve artık IELTS dil sınavı olarak akademide ülkemizde kabul edilmiyor.

Umarım açıklayıcı olmuştur. Sorularınız için yorum yapabilirsiniz. Bol şans!

 

 

 

Abisi olmalı insanın! :)



Bu yazı sevgi, özlem ve anı yüklüdür. Yan etki yapar yapmaz bilemem ama söyleyeyim dedim 🙂

Dünyaya geldiğinizde sizi minicik elleriyle kucağına alıp “Şimdi bu minik-çirkin şey benim kardeşim mi? Abi mi oldum ben?” diyen biri. İlk andan sizi kucaklamış bir insan ve ömür boyu bırakmayacağını o andan bildiğiniz.

Her şımarıklığınıza katlanan bir abi…

Son çikolatasını ağlamayın diye düşünmeden size teslim ediveren,

Arabalarını paylaşmaktan çekinmeyip, bebeklerinize hiç bulaşmayan,

Bilyelerini sizinle paylaşabilen :),

Gece yattığınızda başucunuzda dua edip kelime kelime tekrar etmenize yardım eden
ve her seferinde “külvallaahüüü” demenize gülmemeye çalışan,

Altından sandalyesini çekip onu düşüren birine bir bakıştan öte tepki vermeyen,

Sizi türlü sevimli-sevimsiz sıfatlarla kızdırıp sonra da güldüren biri.
Bilgisayar başında iki sandalye olmasına alışmış biri, futboldan,stratejiye hatta rpgye her oyunu bilmenize neden olan,

“Ben de gelceeem, ben dee” diye tutturduğunuz için sizi parka, okula, cafe’ye, arkadaşına hatta dershanesine bile götürmüş biri,

Aradaki 6 yaş, yaş farkına bakmadan sizinle her yaşınızda ayrı tonda muhabbet edebilen,

Frp oynatıp dminiz olup her uçan kaçan kılıcı oku vesaireyi kıçınıza saplayan bir mizah duygusuna sahip,

Yazlıkta sizinle sabahlayıp güneş yükselmeden denize birlikte giren,
Kendisi balık tutarken hiç bitmeyen sorularınıza cevap veren,

Oturup birlikte susabildiğiniz,

İlk sigara içtiğinizi itiraf ettiğinizde “çok üzüldüm ama madem içiyorsun al bundan yak, bence bırakmayı da dene” diyen,

Araba kullanmayı sabırla öğreten,
Yolculukta sizin söylediğiniz yönde gidip kaybolmayı göze alan,

Size sonuna kadar güvenen,
Ve sonuna kadar güvendiğiniz…


Cafede oturmuş kahve içerken ağlaya ağlaya poponuza batan ilk platoniğinizi anlattığınızda “Bak canım şimdi, erkeklerin neden sevdiği konusu biraz farklıdır” deyip erkek bakış açısını sonuna kadar anlatmaya çalışan ufacık yaşınıza aldırmadan,

Kıyafetinizle ilgili en büyük tepkisi “giymemişsin yine” olup,
“Nasıl olmuşum?” sorunuza cevabı “Süper gözüküyorsun tatlım” olan,

Yüzündeki bir gülümseme için dünyaları feda edebileceğiniz biri,

Bakışına, gülüşüne, sesine herşeyine kurban olunacak cinsten.

Zeki, kültürlü, yakışıklı ve ukala 🙂 bir sürü şey bilen siz büyüyene kadar,
Büyüdüğünüzde ise bilmediği bir şey bulduysanız büyük bir dikkatle dinleyip öğrenen,

Yeryüzünde babanızın ardından bir kahramanınız daha olduğunu bilmenizi sağlayan,
Size gelecek en küçük zararda ortalığı kırıp geçireceğini bildiğiniz,
Ve sırf siz tecrübe edinin diye dişlerini sıkıp zaman zaman size yardım etmemeye, hayatı öğretmeye çabalayan,

Bir abisi olmalı insanın, uzakta uzak olmayıp candan öte olan.
Bir abisi olmalı sevmeye, güvenmeye, başınızı omzuna yaslamaya asla doymayacağınızı bildiğiniz.

Canım abim iyi ki var! 🙂

29 Temmuz 2010 Perşembe