Lüksemburg günlüğü – 1 Yolculuk

Sonunda ikinci bir master için Lüksemburg’tayım:) Bu süreçte internetten bulmakta zorlandığım tüm bilgileri bir gün bir başkasının yolu buralara düşecek olursa diye yazmaya karar verdim. Lüksemburg günlüğüme yolculuk öncesi ve yolculuk aşaması ile başlayacağım.

Vize

Öncelikle vize ile başlamak istiyorum. Okuldan gelen kabul mektubunda 15 Temmuz’a kadar D tipi vize başvurunuz Lüksemburg’ta ilgili kurumda olmalı diyordu. Çok ayrıntıya girmeyeceğim. Süre kısıtlıydı ve Ankara’daki büyükelçilik ile yaptığım görüşme sonucu başvuruyu direkt olarak Lüksemburg’a yapmamın mantıklı olduğuna karar verdik. 90 günden daha fazla kalacağım için D tipi vizeye başvurdum. Hiç aracı firmaya falan gerek yok bu şekilde gayet güzel sonuçlanıyor olay. Belgeleri toplayıp postaladım. Kargo firmaları genellikle çok ciddi fiyatlar çekiyorlar. UPS ile 60 Euro ödeyerek gönderdim. Ancak zaman sorunu yoksa PTT ile de maksimum 20 günde ulaşıyor aslında ve sadece 15-20 TL para ödüyorsunuz.

Göçmenlik ofisinden geçici vize mektubum geldiğinde Ankara’ya Lüksemburg Büyükelçiliği’ne giderek vizemi aldım.

Vizenin Lüksemburg’ta yaptığım prosedürünü bir başka yazıda paylaşacağım.

Yolculuk

Ben uçak biletimi enuygun.com üzerinden aldım. Biraz son anlara kaldığı için biletler epey pahalıydı. Aslında THY’nin Atatürk Havalanından direkt uçuşu var ancak o kadar pahalıydı ki (2300 TL civarı) Amsterdam Schiphol aktarmalı almak durumunda kaldım. KLM İstanbul’dan Amsterdam’a gidiş kısmında Pegasus uçağını kullanıyor. Check-in işlemleri için Sabiha Gökçen’de KLM’nin kontuarı olmadığından işlemi de Pegasus’tan hallediyorsunuz. Ve bileti alırken bir hata yaptım ve bagaj olayına hiç bakmadım. Meğer aldığım biletin ucuz olma sebebi (735 TL) check-in bagaj hakkının olmamasıymış. İnternetten biraz araştırınca gördüm ki online olarak da bagaj hakkı satın alamıyormuşum. Bu sebeple havaalanına normalde gideceğimden biraz daha erken gitmek zorunda kaldım. Pegasus satış ofisinden bagaj hakkımı satın aldım. Olur ya lazım olursa diye not düşeyim; KLM parça başına ek ücret alıyor ve 1 adet maksimum 23 kg olabiliyor. ilk parçaya 30 euro, ikinciye ise 70 euro ödeniyor. Benim valizim 25 kg olduğu ve hafifletme şansım da olmadığı için toplamda 100 euro ödemiş oldum.

Schiphol havaalanında 8-9 saatlik bir beklemem vardı. Öyle güzel bir havaalanı ki gayet rahat bekleyenler için yapılmış yerlerde yatıp uyuyabiliyorsunuz. Amsterdam’a inmeye üşendiğim için 5-6 saat uyuyarak geçirdim bu vakti. Koltukların yanlarında prizler de var. Hatta adamlar her şeyi öyle düşünmüşler ki binada duş alabileceğiniz yerler bile var.

KLM’nin Lüksemburg uçağı minicik, çok tatlış bir şey. Zaten 30-40 dakikalık kısacık bir yolculuk. İşin aslı Almanya, Belçika ya da Fransa’ya uçuş ayarlayıp buralardan trenle Lüksemburg’a geçmek daha makul bir fiyata mümkün oluyormuş. Tamamen tecrübesizliğim sebebiyle bu şekile yapmış oldum.

 

 

Mutluluk Güzel, Hayat Kısa: Her nefeste mutluluk!

 

İşin özü bu aslında; mutluluk güzel, hayat kısa!
Hayatımızda her şeyin bizi dener gibi olduğu zamanlar vardır. Yeterince sabrettiğimizde güzel olaylar zinciri ile mükafatlandırılır. İşte tam olarak öyle berbat zamanlardan, yoğun çalışmalardan, sabır testlerinden geçtim de geldim. Sonuç mu? Şu an ben bile beni kıskanır haldeyim. Şamanizme atıfta bulunarak her bulduğum tahtaya çift vurup alt dünya varlıklarını kovalamaktayım.

Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı bilemiyorum. Uzun zamandır o kadar yoğundum ki yazı dahi yazamadım. Oysa öyle çok şey yaşadım ve anlatmak istedim ki. Ama vakit bulmak mümkün değildi. Misal hala yazmak istediğim 2 ayrı İtalya gezisi yazım var. Belki ikisini tek bir yazıda toplamalıyım. Her neyse bu yazıda konu o değil.

Hayatım o kadar istediğim şekilde sonuçlanmaya başladı ki kendim bile inanamıyorum. Her şey çalıştığım lojistik firmasından illallah edip yeni bir iş arayışına girmemle başladı. Yaptığım yüksek lisans beni akademide mutlu olacağımı farketmeye itti. Biraz şans oldu belki bir üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Bu benim için iyi bir adımdı ancak hayatımda hala pek çok pürüz vardı. İstemediğim insanlar, istemediğim ortamlar, içinde bulumak istemeyip mecbur gibi hissettiğim sosyal aktiviteler vs. Yavaş yavaş üzerinde çalışmaya başladım. Biraz kendi emeğim, biraz Allah’ın yardımı, bolca aile, eş dost duası ile bugün istediğim yerdeyim.


Hayatımda bana zarar verdiğini düşündüğüm her şeyden elimi ayağımı çekmeye başladım. Çalışmaya odaklandım. Ailemi daha çok dinler oldum. Daha mantıklı bir insan olurken, işin aslı hislerimi de bir o kadar fazla dinler oldum. İkisi bir arada nasıl olabilir diyebilirsiniz ama oluyormuş. İşin aslı insanın kalbine yatmayan mantığına da yatmıyor çoğu zaman. Şimdi dönüp şöyle bir son 2 yılıma özellike de son 1,5 yıla bakınca tüm emeğime değdi diyorum.

Canımı sıkan hiçbir şey yok mu? Elbette var. Ama hayat bu illa ki olacak. Ve eminim er ya da geç her şey olması gerektiği noktaya varacak. Şimdi bir hedefe ulaştım, önümde bir yenisi var. Yeni güzel bir hayat. Belki bir uyum süreci, yeni insanlar, yeni bilgiler, yeni bir emek yolu.

Kişisel doyum önemli. Yaşadığımız hayattan tatmin olmak önemli. Eğer memnun olmadığımız şeyler var ise değiştirmek gerekli. Ama yarın falan değil. Hemen şimdi!
O sevmediğiniz elbiseyi hemen atın ya da yeni ise verin sevecek olan birine.
Güzel bir şarkı dinleyin.
Hiç yapmadığınız ama hep istediğiniz o aktiviteye başlayın bir an önce.
Sonra değiştirin bıktığınız saç modelini.

Sizi mutsuz etmekten başka etkisi olmayan o sevgiliyi terk edin.
Sizi küçük düşüren, destekten çok köstek olan o arkadaşları yollayın bir bir kendi yollarına.
Özenmenin ötesinde kıskançlıkla size zarar verenleri silin hayat haritanızdan.
Yürüyün bol bol, bilmediğiniz yollarda bulun kendinizi. Kaybolun bilmediğiniz şehirler.
Rahat olduğunuz o alanın dışına çıkın. Zorlayın kendinizi. Yeni kitaplar okuyun, hiç izlemediğiniz tarzda filmler izleyin ve dans edin nasıl göründüğünüzü umursamadan.
Bir kere geldiğimiz şu hayatta denemeden, bir kaç kere başarısız olmadan erişilmiyor mutluluğa.
Denemekten korkmayın!
Yeni tatlarla buluşun, şehrin sesini dinleyin. Sevmediyseniz sesini sevdiğiniz bir şehir bulun ve ne yapıp edin oraya taşıyın kendinizi. Ya da belki ait hissedemiyorsunuzdur kendinizi bir yer. Gezin dolaşın öyleyse. Ait olmak zorunda değilsiniz. Aynı yerde durmak zorunda değilsiniz.
Mutluluk güzel, hayat kısa.

Hatta mutluluk çook güzel, hayat çook kısa!
Nasıl, nerede ve kiminle mutluysanız zorlayın şartları ve elde edin.
Doğaya saygı duymayı anımsayın. Evrenin bir parçası olarak, denizle, rüzgarla, hayvanlarla, insanlarla, çiçekle, ağaçla uyumunuzu keşfedin. Kendinizi sevmeyi öğrendikten sonra (evet tüm noksanlığınızla, olduğunuz gibi) onları da oldukları gibi sevmeyi öğrenmek çok kolay. Ve sevgiyle gelen mutluluk ayrı güzel.

Kuş gibi hafif, kuş gibi özgür
Bir başka canlının gözlerinden bakabilmek hayata…

Sevdiklerinize vakit ayırın mesela, erken uyanıp kahvaltı hazırlayın, akşam yürüşüne çıkın, gece denize girin. Seni seviyorum deyin. Seni seviyorum! Sadece sevgilinize değil, annenize, babanıza, kardeşinize, dostunuza. İyi ki varsın deyin o sevdiklerinize. Köpeğinizle oynayın, hiç tanımadığınız birine yardım edin. Paylaşın. Maddi manevi ne yapabiliyorsanız onu paylaşın. Bir çocuğun karnını doyurun, bir yaşlının konuşma ihtiyacını giderin, bir yabancının yolunu bulmasına yardım edin. Mahallede top oynayan çocuklara 1-2 dk eşlik edin.

Her gece uyumadan önce ve her sabah uyandığınızda aynada kendinize gülümseyin. Konuşun kendinizle, kendinizle konuşmak sizi deli yapmaz.

Yani diyeceğim o ki güzel yaşayın!

İstediğiniz şekle sokun hayatınızı.

Bir başka hayat yok! En azından bildiğimiz kadarıyla bu dünyada bu şartlarda tek bildiğimiz yaşam bu. Yaşamaktan kormayın.

Çünkü mutluluk güzel, hayat kısa!